Bu gün iki can dostumun, Kara kalemimin ve Ateş böceğimin doğum günü: Canlarım doğum gününüz kutlu olsun. Sağlık, mutluluk, huzur dolu, sevdiklerinizle ve sevenlerinizle birlikte geçireceğiniz çok çok güzel bir ömür diliyorum sizlere. Her şey gönlünüzce olsun. Sizleri çok seviyorum, kalemleriniz hiç susmasın:)
Bu sıralar yine yoğun iş temposu, akşama kadar Bilgisayar başında çalışmak zorunluluğu gözlerimi çok çabuk yoruyor. Durmadan ekrana bakmaktan, gözlerimde bir zaman sonra sanki içine kum atılmış gibi bir his oluşuyor ve sulanmaya başlıyor.
Blogları okumakta ve yazı yazmakta zorlanıyorum:( Akşam eve gidince bırak Bilgisayarı açmayı, kitap okuyamıyor, televizyon bile izleyemiyorum. Ìnşallah yakında şu göz yorulmam geçerde bende rahat rahat okur yazarım. Size daha Ìstanbul maceralarımın devamını anlatacaktım ama şimdilik yapamıyorum:(
Ìstanbul´dan döndüğümden beri biriken işlerle ve hasta bir çocukla uğraşıyorum.
O kadar hasta ki, makineli tüfek gibi, gece gündüz öksürüyor.
Bu gün kendimi iş yerine zor attım.
Patron duymasın ama iş yerine dinlenmeye geldim, bu dünyada iş yerine dinlenmeye gelen tek insan benimdir herhalde (eee normal değilim diye söylemiştim ben size:)))
Bir haftadan beri bu YASAKlarla yaşamaktayım!! Geçen hafta Ìstanbul`da olanlardan sonra geçirdiğim sinir krizlerinin sonucu bu; bütün bu yukarıda saydıklarım bana YASAK!!
Şeker hastasıyım, çok üzüldüğüm, strese girdiğim zamanlar şekerim bir çıkıyor, bir düşüyor. Geçen hafta Televizyonlarda, Gazetelerde ve Bloglarda gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım beni çok üzdü. Ağlama ve sinir krizlerinin sonucuysa bir yükselen, bir düşen kan şekeri. Bir haftadan beri sakinleştiricilerle sinirlerimi yatıştırmaya çalışıyorum.
Bu olaylardan önce yalnız sokağa çıktığımda şöyle düşünürdüm: “Eğer şekerim düşerse (şekerim düşünce elim-ayağım tutmuyor, dilim pelteleşiyor, konuşamıyorum ve bayılacak duruma geliyorum. O an birinin bana ya şeker yedirmesi, ya da şekerli bir içecek içirmesi gerekiyor) ve ya başıma bir şey gelirse nasıl olsa yardım eden birileri bulunur!” derdim. Ama bu olanlardan sonra bu umudumu kaybettim. Anladım ki, insanlar birilerinin başına bir şey geldiğinde yardım etmeyi değil, o insanların parasını, pulunu, eşyasını çalmayı, yağmalamayı düşünür olmuşlar.
Bu yaşıma kadar sevdiklerimden, yakınlarımdan yediğim kazıklara rağmen yitirmediğim, umudumu, güvenimi yitirmeme sebep oldu gördüklerim, okuduklarım. Sonbaharda dökülen yapraklar gibi döküldü, kayboldu güvenim ve umutlarım. Dallarına kar yağmış, yaprakları buz tutmuş ağaçlar gibi kalakaldım.
Biliyorum herkes onlar gibi değil, iyi ve yardımsever insanlarda var, ama anladım ki onlar o kadar azlar ki!! Başımıza bir şey geldiğinde bu iyi insanlardan birine rastlamak, lotoda altılıyı tutturmak kadar imkânsız olmuş. Yazık, insanlığın, hele hele yüzyıllardır, yardımseverliğiyle, misafirperverliğiyle ünlenmiş Türk milletinin düştüğü bu durum çok canımı acıtıyor.
Ínsanlık adına olan bütün umutlarımı, güvenimi yeniden kazanmak, çoğaltmak, büyütmek için büyük bir emek ve çaba sarfetmem gerekecek….
Beni arayan, soran, merak eden arkadaşlarıma çok çok teşekkür ediyorum. Sizler benim UMUDUMsunuz. Sizlerin varlığı bana, daha her şeyin kaybolmadığını, hâlâ bu dünyada güzel ve iyi insanların olduğunu gösteriyor.
Ìyiki varsınız, iyiki sizleri tanımışım. Sizleri çok ama çok seviyorum.
Hepinize kucak ve yürek dolusu sevgiler gönderiyorum.
Balık olup yüzesim, Kuş olup ötesim, Rüzgâr olup esesim, Yağmur olup yağasım, Şimşek olup çakasım, Kelebek olup uçasım, Irmak olup çağlayasım, Gül olup kokasım, Kadın olup kaçasım, var!!
Ne olacağıma karar veremeyecek kadar karışığım anlıyacağınız… Resim: Pixelio
Şöyle kocamaaaaan bir alan düşünün, düşündünüz mü, şimdi o alanın içine yüzbinlerce ayrı dilden konuşan, hiç ama hiç susmayan insanlar doldurun, doldurdunuz mu, hah işte o alan benim beynimin içinde.
Allahım 3-4 haftadır, gece gündüz dur durak bilmeden, hiç susmaksızın ayrı dilden konuşan bir sürü insanla dolu kafamın içi, ne yapsam susturamıyorum.
Hani birinin olsun ne dediğini anlasam, yok anlamıyorum ki, bilmediğim bir dilden anlatıp duruyorlar. Gece uykudan uyanıyorum, tabii her on-onbeş dakikada uyanılan uykuya uyku denirse, hâlâ kafamın içindekiler cümbür cemaat sohbetteler.
Susun bi ya, susun, susunda uyuyayım yaaa!!! Uykusuzluktan yıkılıp kalıcam bir yerlerde!!
Horrhrhhrhrrhhr, horrhrhrhhrhrhrh!!
Bu gün buralarda masasının başında uyuyan bir kadın görürseniz, lütfen bağırıp-çağırmadan, kornaya basmadan, iteleyip-kakalamadan, yumuşacık ve sakince uyandırmanız rica olunur!
Temizlik yapasım yok (belki birisi insafa gelirde yapar, (daha çooook beklersin Belgin sen))
Çamaşırları yıkayasım, asasım, ütüleyesim yok (çıplak gezmek istemiyosan yapıcaksın)
Televizyon bakasım hiç yok (Ìçim daralıyo bee)
Yiyesim yok (Yeme işte, zayıflarsın belki)
Ìçesim yok (aaaa işte bu olmadı, kızıcam ama haaa)
Daha başka bir şeyde yapasım yok:)
Uykusuzluktan mı, yorgunluktan mı, bezginlikten mi bilemedim,
bildiğim tek şey aklıma hiçbir şeyin gelmemesi:(
Şu yukarıdaki resimdeki gibi bir yatak bulup yatmalı, görünüşü
güzel ama rahat olduğundan pek emin değilim:)
Bu durumun ne kadar süreceğini de bilmiyorum… Bekleyelim bakalım, elbet bir gün değişir:) Not: *Yazı başlığını Mayadan çaldım:D
Kitaplar benim en yegane dostlarım, okumayı öğrendiğimden beri, her gün okumadan edemem. Almanya`ya geldikten sonra, yalnızlıktan, dil bilmemezliğin verdiği zorluklardan kurtulmak için olsa gerek, okuldayken bile her teneffüste burnumu kitapların içinden çıkarmazdım. Şimdiye kadar okuduğum kitapların sayısını dahi hatırlamıyorum.
Bu günlerde bir şeyin farkına vardım, ne zaman gerçek yaşam beni sıksa kendimi kitaplarımın içindeki dünyalara atıyorum. Ama bunlar yeni kitaplar değil, severek okuduğum, bildiğim dünyalara atıyorum kendimi. O kitabın içindeki dünya, sevdiğim ve sonucunun iyi bittiğini bildiğim bir dünya. Kahramanları ise, beni sarıp sarmalayan eski dostlar.
Şimdilerde yine, Harry Potter, Midye Arayıcıları, Yeryüzü çocukları gibi defalarca severek okuduğum kitapların içindeki dünyalara kaçıyorum ben. Bir koca karton okunmamış kitaplarım olsa da, benim yeni dünyalara açılmaya cesaretim yok bu sıralar.
Bu durum normal mi, yoksa ben mi arızalıyım (sanki arızalı olduğunu bilmiyorsun Belgin, hııh) , bilemedim:) Merak ediyorum, bazen sizede olurmu böyle?
Can dostlarım, kardeşlerim, ilginizle, sevginizle, dostluğunuzla, uzattığınız ellerinizle bana ne kadar yardım ettiğinizin, yaşama gücü verdiğinizin farkındasınız mutlaka. Buraya bıraktığınız yorumlarınızı ağlayarak okudum.
Bu kadar dostlarım olduğunu, bu kadar sevenim olduğunu tahmin etmiyordum. Bu zamanda, hiç tanımadığı birine karşılık beklemeden sevgi verebilen, ilgi gösterebilen bu kadar insanın olması beni inanılmaz mutlu ediyor. Mailleriyle, telefonlarıyla beni yalnız bırakmıyan, arayan-soran arkadaşlarıma minnettarım.
Herşey için hepinize çok teşekkür ediyorum. Bu hastalıktan tez günde kurtulursam, inanın bunda sizlerin payı çok büyüktür.
Önerdiğiniz yöntemleri yapmaya çalışacağım, ilaçlarımı kullanmaya başladım.
Sevgili Absalom, yardım teklifin için çok teşekkürler, ama ne yazık ki yurt dışındayım. Burada daha önce tedavi gördüğüm Doktoruma gidicem. Yinede çok teşekkür ediyorum.
Sizlerin hakkını nasıl ödeyebilirim, onu da bilmiyorum, elimden sadece teşekkür etmek geliyor.
Çok çok sağolun.
Hepinizi çok seviyorum.
Bu çiçeklerde size benden küçük bir hediye olsun:)
Sekiz yıl önce küçük cadımın doğumundan sonra, zaten genetiğimde var olan, kendini zaman zaman gösteren ama doğum sonrası hormon karışıklığınında katılmasıyla son derece şiddetlenen bir depresyona yakalanmıştım.
Eşimin işsiz kalması, evde buluğ çağını çok zor geçiren bir kız çocuğu ve bakılması gereken bir bebekte olunca, temelli diplere vurmuştum. Üzerine birde yalnızlık, hastalığımı ve beni kimsenin anlamaması eklenince, yaşam benim içim çekilmez bir hale gelmişti. Bir yıl boyunca bütün çabalarıma rağmen kendimi kurtarmayı başaramamıştım.
Bir gece kendimi intiharın kapısında buldum, sonrada kendi kendime, „“Küçücük bir bebeğin, daha yetişmemiş, kendini kurtarmamış kızın var, onları bırakıp nereye gidiyorsun!“ demiş, sabah kendimi ev doktorumuzun kapısına zor atmıştım.
Gönderdiği Psikoloğun verdiği ve üç yıl süren ilaç ve konuşma tedavisiyle kurtulmuştum bu hastalıktan. Meğer kurtulduğumu sanmışım.
Bu hastalık insanda yaşama zevki diye bir şey bırakmıyor, ne yemekten, ne içmekten, ne okumaktan, ne yazmaktan, hiç bir şeyden zevk almıyorsun, gözün hiç bir şeyi görmüyor. Sanki başın devamlı bir karabulutun içinde ve sen ondan başka hiç bir şeyi görmüyorsun. En çok sevdiğin varlıklar bile sana bir yük gibi geliyor. Hayattaki en basit şeyler, banyo yapmak, tuvalete gitmek, birisine selam vermek bile insana inanılmaz bir yük gibi geliyor. Yataktan kalkmak ve soluk almaksa dünyadaki en zor ve en ağır iş.
Bir kaç haftadan beri yine ara ara beni yoklamaya başladığını fark ettim. Ama artık ilaç kullanmak istemiyorum, yine o karanlık, suni günlere dönmek istemiyorum.
Devamlı gözü yaşlı, her ota b.ka ağlayan halimden nefret ediyorum. Bu hastalık sadece beni etkilese neyse ama çevremdeki insanlara, ailemi de çok kötü etkiliyor, onlara böyle bir şeyi yaşattığım ve onlara yük olduğum içinde kendimden nefret ediyorum. Onlarında hayatını karartmaya hakkım yok.
Derdimi anlattığım insanların beni anlamaması, sen bir pesimistsin, her şeyi çok kara görüyorsun, hadi biraz sık dişini, bırakma kendini, biraz dışarıya çıkalım, temiz hava iyi gelir, gibi beni ve hastalığımı ciddiye almayan lafları beni çok üzüyor. Birde insana deli muamelesi yapmaları yokmu, işte o beni bitiriyor.
Sanki elimde olsa yapmayacağım. Kalp krizi geçirmiş ve ya iki bacağını bir kazada kırmış birinede aynı tavsiyeleri yaparlarmıydı? Bedeninde olan yarayı, ağrıyı, yani gözle görülen acıları ciddiye alıyorlarda, neden ruhumuzda olan acıları kimse ciddiye almıyor.
Benim elimde olsa, ben istermiyim bütün bunları yaşamak.
Ama biliyorum, ben bu hastalığı bir kere yendim, sizlerin yardımıyla yine yeneceğim, yeniden başaracağım, başarmak zorundayım!
Yine güneş doğacak ve hayatımı aydınlatacak!
Canlarım, bana yalnız olmadığımı, yanımda olduğunuzu ve sevginizi hissetirdiğiniz için sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır. Sizleri de üzdüğüm için lütfen kusura bakmayın. Iyiki varsınız, sizleri çok seviyorum!!
Yendiğimi ve ondan temelli kurtulduğumu sandığım hastalığım bütün şidettiyle beni yine kollarına aldı. Içimde kara bulutlar, bedenim kırgın, ruhum sürekli ağlamaklı; DEPRESYONDAYIM!!
Dün bütün gün burada yapıs yapış, bunaltıcı bir hava vardı. Akşam paydosa 45 dakika kala yağmur başladı, bende arabasız işe geldiğimden, yürüyerek eve dönmek zorundaydım. Aldım şemsiyemi çıktım yola, uzun zaman olmuş, yağmur altında yürümeyeli, unutmuşum yağmurun çıkardığı sesin insana ne kadar büyük bir huzur verdiğini.
Her ne kadar ıslanan terliklerle yürümek zor olsada, yürümeye devam ettim. Bizim sokağa geldiğimde, yağan yağmurun kokusuna bir de Ihlamur ağaçlarının kokusu eklenince, yürümek benim için çok daha keyifli oldu.
Egenin sıcaklığında geçen çocukluğum geldi aklıma. Bizler, bizim mahallede hepimiz bir kaç yaş arayla hemen hemen 10-15 çocuktuk. Büyüklerin küçüklere abilik, ablalık yaptıkları, birbirini koruyan ve hemen hemen hiç ayrılmayan bir guruptuk. Bütün yaz tatilimizi dağda, tepede koşarak, tepedeki kimsenin bakmadığı ama bir o kadar da güzel olan ağaçlıktan incir, erik, armut, badem çalarak, içinde su birikmesi sağlanarak, ağaç sulamakta kullanılan, küçük havuzların içinde debelenerek geçen günler geldi aklıma.
Bizim oralara yazları pek yağmur yağmazdı, ama kırk yılda bir yağarsa, hepimiz sokağa dökülürdük. Büyüklerimiz ne kadar kızsa da, dinlemezdik onları, atardık kendimizi yağmurun altına, başlardık elimizle, ağzımızla yağmur damlalarını yakalamaya. En büyük keyiflerimizden biriside, koşarak su birikintilerinin içine hoplayıp, biriken suları sıçratarak yanımızdaki arkadaşlarımızı ıslatmaktı. Çıplak ayakla bu su birikintilerinin içine hoplamaktan aldığımız zevk, attığımız çığlıklardan belli olurdu. Galiba çocukluğumun en büyük zevki, özgürce yağmurda ıslanıp, üstümü başımı batırmaktı:)
Ìşte dün yağmurun altında yürürken, bütün bunlar geçti aklımdan. Şimdi büyük şehirlerde yaşayan çocuklar geldi aklıma, içim acıdı onların robotlaşmış çocukluklarına, onlara çocukluğumun günlerinden sadece birini yaşatmak, tattırmak için neler vermezdim.
Bazen sihirli değneğiyle, büyü yapabilen gerçek bir masal cadısı olmadığıma hayıflanıyorum. Ne kadar isterdim, şimdiki çocuklara o özgür ve çılgın geçen çocukluk günlerimden birini yaşatmayı, tattırmayı…
Ben ben değilim bu sabah, Ruhum bedenimden ayrıldı, Bedenim yürümeye devam etti. Ruhumsa… Gelinciğin kırmızısında, Papatyanın beyazında, Lavantanın morunda, Kuşların cıvıltısında, Yaprağın üzerindeki uğur böceğinde, Güneşin yeni doğan ışıklarında, Ihlamur ağaçlarının kokusunda, Akan Nehrin suyunda, Esen Rüzgârda, Gökyüzünün mavisinde, Burnumda, Tenimde, Ciğerlerimde, Gözlerimde, O´nu Kokladı, Hissetti, Soludu, Gördü!! Dilimse.. binlerce kez ŞÜKRETTi…
Gününüz GÜZEL, Ruhunuz HUZURLU, Bedeniniz SAĞLIKLI olsun! Gönlünüz SEVGI ve NEŞE dolsun:)
Her sabah işe giderken arabayla geçtiğim yoldan, bu gün yürüyerek geçerken yolun kenarındaki Gelincikleri fark ettim, halbuki oradan her gün geçiyorum, görmemişim, fark etmemişim onları.
Hızla arabayla geçerken bu güzelleri fark etmediysem, görmediysem, bu hızlı yaşadığımız hayatta, ona buna dalıp daha ne kadar güzellikleri fark etmedim, onları görmeden geçtim, ıskaladım diye düşündüm bir an.
Hani bazen, OT gibi yaşıyoruz deriz ya, galiba biz ondan da kötü yaşıyoruz, otlar hiç olmazsa güneşin, yağmurun, rüzgârın, böceklerin, kelebeklerin farkındadırlar, kısacası onlar bile çevrelerinin farkındadırlar, ya bizler, bizler neleri kaçırıyoruz bu hayat denen koşturmacanın içinde…
Bu çıkıp giden kışla beraber, bütün acılarımı, bütün kötü anılarımı azad ettim. Onlarla vedalaşıp, başka diyarlara yolculuk eden kara bulutların ucuna taktım onları, çekip gitsinler diye.
Anılarımın artık keskin kenarları yok, törpülenmiş, yusyuvarlak olmuşlar, dokununca canımı acıtmıyorlar artık. Bende uyandırdıkları his artık büyük bir „Neden“ değil, çünkü nedenini anladım. Onlar benim büyümem, gelişmem ve olgunlaşmam için, benim bu günkü BEN olabilmem için gerekliydiler. Onlara uzun zaman her dokunuşumda canımın yanması bundandı. Daha büyüyüp nedenlerini anlayıp, affedememiş olmamdandı canımın onlara dokundukça yanması.
Bu kış artık onların varoluş nedenlerini anladım, onları affettim ve azad ettim, kendimle barışma yolundayım. Ìnsanın yıllarca kendine küs yaşaması ne zor işmiş meğer. Bu demek değil ki onları unuttum.
Hayatımdan gidenleri, gitmek isteyipte gidemeyenleri, gittikleri halde unutamadıklarımı, benim sıkı sıkı sarılıp bırakamadıklarımı, bıraktım, gittiler. Bende ise sadece silinmeye yüz tutumuş izleri kaldı. Ìnanıyorumki, bu izlerde zamanla iyice silikleşip, kaybolacaklar. Anladım ki öfkeyi, kızgınlığı yüreğimde tutmak, sadece ve sadece bana acı veriyor, beni yaralayanlara, bende bu kötü anıları bırakanlara bir şey olmuyor. Bahar temizliğiyle beraber içimi de, dışımı da temizledim. Eskileri attım, onların yerine daha güzel, daha taze, daha mutlu anılar koyabilmek için, yer açtım yüreğimde.
Şimdi kendimi daha hafif, daha mutlu hissediyorum. Sevdiklerimle, beni sevenlerle birlikte hayatta olmanın, sağlıklı olmanın, yaşamanın tadını çıkarmanın tam zamanıdır.
Bana kendimi ve canımı yakanları affetme ve azad etme olgunluğunu veren Rabbime sonsuz şükrediyorum.
Bazı insanlar vardır, hayatımıza girerler ve hayatımıza sadece bir kaç kelimeyle dokunurlar. Ve ondan sonra artık hayatımız, bir daha bu dokunuştan öncesi gibi olmaz, olamaz.
Bu dokunuş, belki bizim hayatımızda takip edeceğimiz yolu değiştirmemizi, daha iyi bir insan olmamızı sağlayabilir.
Geriye dönüp baktığımızda, her hangi bir zamanda, her hangi bir şekilde, birilerinin hayatımıza bu şekilde dokunduğunu görebiliriz.
Yaşamımızdaki çoğu değişikliklerin, bu dokunuşlarla başladığını ve böyle özel bir insanın, muhakkak hayatımıza girdiğini ve bizde izler bıraktığını, hatıralarımızda da olsa, görebiliriz.
Bu insan, belki hayatımızda ilk defa gördüğümüz ve ondan sonra bir daha hiç görmediğimiz bir insan olabilir ve ya bir yakınımız, arkadaşımız olabilir. Bu insanlar belki bu dokunuşlarıyla, bizim hayatımızda neleri değiştirdiklerinin farkına bile varmamışlardır.
Belki biz kendimizde, başka birileri için böyle bir insan olmuşuzdur ve ya olacağızdır. Bu nedenle, birine bir şey söylemeden önce, sözlerimizi iyice tartıp, ondan sonra söylemeliyiz.
Sözlerimizle ve ya küçücük bir dokunuşumuzla, insanların hayatlarına, iyi ve ya kötü bir yön verdiğimizi düşünürsek, sözlerimizi daha ince bir süzgeçten geçirmeliyiz.
Şimdi düşünüyorumda, benim hayatımda böyle özel, bir çok insan oldu ve iyi ki de oldu.
Bende kırkiki yıllık ömrümde, eğer kelimelerimle ve ya davranışlarımla, başka birisinin hayatında, iyi bir iz bırakalbildiysem ve ya hayatına iyi bir yön verebildiysem, ne mutlu bana.
Unutmayalım, bazen yerinde söylenen, küçücük bir kelime, büyük şeyleri değiştirebiliyor ve büyük izler bırakabiliyor.
Aklından geçeni dilinden döküveren, dobracı, her olayın iyi tarafını görmeye çalısıp, bazen de başaramayan, sonbahar ve kışları biraz hüzünlü, ilkbahar ve yazları içi kıpır kıpır yaşama sevinci dolan, hassas, kırılgan bir kış meyvesiyim.
Ding Köyü Rüyası- Yan Lianke
-
Dünya tarihi, birilerinin felakete yol açtığı, başka birilerinin bu
felaketin kurbanı olduğu ve felakete yol açanların kurbanlar üzerinden
kazanç sağladı...
Kuluçkaya Yatamayan Küçük Kumrular
-
Bizim buralarda o kadar çok küçük kumru var ki. Çok çabuk ürediklerini
öğrenmiştim zaten. Uçmak yerine genellikle hep yerde geziniyorlar. İnsana
yakın bir ...
Her İstediğin Oluyor Komşuuu
-
Hayatın anlamı ne, neden geldim ben bu diyara sorularının topyekün cevabı
"fark etmek için" der kenara çekilirim...
Cümle başa gelen, şahit olunan her ...
Telefon dolandırıcılığı
-
Bugün anksiyete yakınmalarıyla başvuran bir hanıma canını sıkan bir konu
olup olmadığını sordum.
"Evet var! Geçen gün işim başımdan aşkınken telefon...
İÇSEL SÖYLEŞİ
-
*Yarım asrı çoktaan devirdim de ileri bile gittim,** hatta bir iki hafta
önce bir yaş daha ekledim bunca yaşın üstüne ama çözemedim bir türlü şu
alemin sı...
BİR DUT MASALI 11 YAŞINDA
-
MERHABA SEVGİLİ BLOGGER ALEMİ VE SEVGİLİ TAKİPÇİLER Ne kadar çok sey
degişti..ne kadar da çok sey oldu.. hiçbirinden bahsetmeyeceğim..hepimizin
yükü ...
özgür aşk
-
Şimdi kasırga zamanıdır dedi kadın. Rüzgarın şiddeti öyle korkunç boyutlara
ulaşır ki, buraların yer çekimsiz bir uzay boşluğu olduğuna inanı...
Canım öyle istiyor
-
Bir bebeği hazırlayıp deniz kenarına götürsem. Ayaklarını suya soksam.
Ya da kulaklıkla müzik dinlerken evde tek başıma kabak çekirdeği çitlesem.
Ya da karşı...
Geçti Mi Geçen Günler.
-
Sabah gözlerimi açtığımda 'Refik Durbaşın ' Geçti mi geçen günler
kitabıyla göz göze geldim.Kitabı hediye edişin dün gibi aklımda.İnsan
unutması gereken n...
YAZMAK...
-
Yorgunum hem de çok yorgun, yazmak ne derece yorgunluğumu azaltır
bilmiyorum. Ama ki yazmak yürek boşaltmaktır biliyorum. Korkum, his
sınırlarını aşmak oku...
29 Ekim Cumhuriyet
-
[image: 29 ekim ile ilgili yazı ile ilgili görsel sonucu]
Cumhuriyet Türk tarihinde kazanılmış belki de en büyük edinimdir,
Cumhuriyet büyük bir zaferdir. ...
Kampanya / Kaşıkara ilköğretim okulu için destek
-
Merhabalar,
Aşagıdaki çağrıya destek olabilirseniz cok sevinirim.
"Blogların eski işlevini yitirdiği bir dönemdeyiz. Her şey bir kaç cümlelik
kısa mesaj v...
AŞKIN DİKENLERİ KIÇIMIZA BATARKEN...
-
Çapkın! Türk erkeklerinin aldatma denemeleri neden hep hüsranla sonuçlanır
hiç düşündün mü sayın okuyan. Tabii ki cevval Türk kadınının zekası, ön
görü...
"tezgahtar" olmayaydın iyiydi!
-
babişe yemekler sekizinci yılını doldurdu!
biliyoruz birkaç yıldır yazmıyoruz.
nedeni şu ki; bu blogun var olmasına neden olan, birlikte yaşadığımız, bir ...
MERHABA, BEN KU DÖ PİYE RİCA EDECEKTİM
-
Yıllar sonra böyle bir yazı ile bloguma geri döneceğimi söyleselerdi
inanmazdım.Yazıyorum ama gel gör ki hala inanamıyorum. Beni buradan
tanıyanlar kalmamı...
ORANTISIZ BİR HÜZÜN İÇİNDEYİM...
-
gönlüm yorgun güzide arkadaşlarım...
kalbimi kuruttular.
ne acaip bi memleket olduk ne acaip bi halk olduk biz...
böyle miydik değiştik mi...
ne oldu bize ...
YESSSSSSSSSS........ WE CAN......
-
Hic bilmiyoruz kim oldugunu.... Ama "yes we can" diyor ya, tam universiteye
gitmek uzere yola cikiyorken, tam elim kolum yeni kòk hùcre yasasina ait
b...
Ela Gelince
-
Uzun zamandır yazmadığım blog dünyasına geri dönüş yaptım ; yapmalıydım :)
Şimdi Doğa hanıma blog yapmışken ve yazmayı uzun süre önce asgariye
indirmişk...
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum
-
Uzun zaman ara verince nasıl başlanır bilirsin "bloguma uzun zamandır
yazmıyordum bir uğrayayım dedim, özlemişim..." falan filan. İşin açığı
ÖZ...
pssst!
-
Benim bir rutinim vardı ilk blog yazmaya başladığım zamanlar. İş
saatlerimin son anlarında yazardım en güzel yazılarımı. Nedense ortalık bi
sakinleşir, ...
Düş....Uyanış....
-
''Garip düşlerim var benim...
Tanımlayamadığım değişik ruh hallerim de...
Geceleri düşler diyarına daldığımda sürekli aradığım ve bulamadığım
birşeyler...
D...
DİKKAT, SAĞLIĞA YARARLIDIR!
-
Çiğ beslenmeciler arasına katılalı beri rengarenk salatalar yapıyorum. Siz
bilmiyorsunuz tabii, buraya yazmadım ki hiç birini. Olabildiğince çiğ
olarak tük...
S'ırsız
-
Elimi cebime attığımda maziden kalma sinema biletlerine, unutulmuş
paralara ya da yiyecek kırıntılarına gülümseyemiyorum artık. Parmaklarıma
hüzün takılıy...
Bitenler...
-
*Nuxe Huile Prodigieuse Multi Purpose Dry Oil :* Aranızda Nuxe ürünlerini
sevmeyen var mı? Sizi bilmem ama ben bayılıyorum, bu yağı saçlarım için
kullandı...
En yeniler ve beni saran Tilda aşkı:)
-
çok uzuzn zamandır yoğunluktan fotoğraf paylaşamıştım ama durmadan
çalışıyordum:)epeydir de örgü bebeklerin (amigurumi bebeklerin) dışında
kumaş bebeklerd...
Dmz Tour Seoul
-
Until the Japanese General Government Building was contructed in front of
Heungnyemun Gate. The guardsmen perform several ceremonies including the
dmz to...
RAYLAR BOYUNCA MENDİLİMDE KAN SESLERİ
-
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
Istasyonlari dolasirdik bir bir
O zamanlar Malatya kokardi istasyonlar
Nazilli kokardi
Ve yağmurda...
Biz zengin miyiz?
-
Biz zengin miyiz? dedi kitaplıga uzanıp kumbarasını alıp yanıma
oturdugunda. "Hı,anne biz zengin miyiz?" Tam uygun kelimelerden dogru
cümleler oluşturmaya...
-
Parça neyin parçasıdır?BütününPeki bütünde olan özelliklerin tamamı onda
varmıdırEvetPeki evet ise parça niye sadece parça olarak kalır da sonunda
paçavray...
Anne Sütü Meselesi..
-
Anne sütü konusu yeterince muallak bir konuydu.Mevzu yine doğum şeklime
bağlanacak ama sezeryan olmamla birlikte daha da önem kazandı. Hamilelik
süresince ...
Memlekete dogru
-
Dün aksam bir heves bloga girip yeniden yazdim ama bir seyi unuttum.
Ya ben yarin Türkiyeye geliyorum ya da gidiyorum.
Yani yine en az 15 gün kadar mümkü...
Freund - Arkadas
-
*Ein Freund kam aufgeregt zu Sokrates und sagte:*
*?Sokrates, hast du schon gehört? Ich muss dir dringend erzählen von...!?*
*?Halt, mein Freund?, sagte S...
İL İL
-
Soğuksun Ankara. Hep mi bu kadar soğuktun ve neden? Sen hiç sevmediğimi
bildiğim bir kenttin, sanki başka bir yerde yaşamışlık tecrübem varmış ama
bir nede...
Müzikli Danslı Keyifli işler bunlar...
-
Öykü'nün piyano ve keman öğretmenin okulu için hazırlandı bu çizimler ve
daha dahası.Küçük müzisyenlerim okulun camlarını kaplayacak merakla
beklemedeyi...
CLOSED
-
Yazamıyorum artık..Yani öyle zordan karaladığım bir kaç satır, sırf
kıyamadığımdan, anısı kalsın diye..Sonra düşündüm ki bugün öyle aniden yine
zorlamanın...
BİL/MEK
-
Adını biliyorsun. Dudağımın ucunda takılı, düştü düşecek avuçlarına. Ama
sen söylenmesine ramak kalmış o iki heceye bakma ve kelimelerin
sıradanlığına, h...
The mountain of macaron
-
Ganaj havuzunda kaybolan kapakçıklar birbirlerine yapıştıklarında çıtırlık
ve lezzet diyarına davet çıkarıyorlarmış.
Biraz da poz vermek için kıyasıya m...
KASASI KAÇ PARA Kİ
-
If you cannot see the audio controls, your browser does not support the
audio element
Beş yıl önce, öyle pek fazlaca soğuk olmayan bir kış günü iş yerindek...
Nerede Kalmıştık..
-
Kocam biraz önce "İyi ki bir kitap yazdın, başka da bişey yazmıyorsun,
aylardır tık yok!" deyince "tamam" dedim, "hemen yazıyorum.." Aslında ben
de istiyor...
Neler Oldu Görüşmeyeli
-
Çok uzun süredir yazacak hevesi,vakti,heyecanı,konuyu,ortamı ve ilhamı
bulamıyordum.Ama bugün o gün diyebilirim.
Efendim öncelikle bloğa yazı yazamadığım g...
SAFTİRİKLE CİNGÖZ 2
-
Ne demiştim.Hayvanları görünce yada cansız objelere bakarken
konuşabildiklerini düşünüyorum dedim deli dediniz:)))İşte iki tatlı biblom
Saftirik ve Cingözü...
MEHMET AKİF ERSOY'UN YANILGISI
-
yanılgısının sebebi,
Mithat Cemal'in ona ithafen söylediği
"Yüz kahramana yetecek ahlak ve seciyesiyle
sıradan bir insan gibi yaşıyor!"
cümlesinde gizli s...
Mola zamanı...
-
İşlerimizin koşturmacasında bu sevimli projenin hakkını verememek pek mutlu
etmiyor bizi. Dolayısı ile Çizgili Dünya'nın hakkını yemek istemiyoruz.
Burası h...
Ah Ay Kadın... Özü güzel, kendi özel Ay Kadın... Seninle görüştüğümüz o tek günün akşamında oturdu zihnime bu tanım. Ay gibiydin sahiden; bir yüzü aydınlık, diğer yüzü kara. Güneş diğer yüzüne değdiğinde hiç hesapsız aydınlatıveriyordun o yüzünü de. Bazen hilâl kadar nazenin, bazen sırrını örter gibi yarı aydınlık, bazen de tüm engebelerinle tabak gibi ortada... Her yüzün bir aslında, her yüzün meydanda. Bakmayı isteyen, ışığıyla gelenlere sonuna kadar açık kocaman bir yüreksin sen. Cümlelerin ay tozu gibiydi; o kadar ince, o kadar temiz ve o kadar sana özel. Bulandım tozuna. Çıkmaz artık tenimden...