RSS
Ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.10.2009

Doğum gününüz kutlu olsun canlarım:)

Bu gün iki can dostumun, Kara kalemimin ve Ateş böceğimin doğum günü: Canlarım doğum gününüz kutlu olsun. Sağlık, mutluluk, huzur dolu, sevdiklerinizle ve sevenlerinizle birlikte geçireceğiniz çok çok güzel bir ömür diliyorum sizlere. Her şey gönlünüzce olsun. Sizleri çok seviyorum, kalemleriniz hiç susmasın:)

Bu sıralar yine yoğun iş temposu, akşama kadar Bilgisayar başında çalışmak zorunluluğu gözlerimi çok çabuk yoruyor. Durmadan ekrana bakmaktan, gözlerimde bir zaman sonra sanki içine kum atılmış gibi bir his oluşuyor ve sulanmaya başlıyor.

Blogları okumakta ve yazı yazmakta zorlanıyorum:( Akşam eve gidince bırak Bilgisayarı açmayı, kitap okuyamıyor, televizyon bile izleyemiyorum. Ìnşallah yakında şu göz yorulmam geçerde bende rahat rahat okur yazarım. Size daha Ìstanbul maceralarımın devamını anlatacaktım ama şimdilik yapamıyorum:(
Resim: Pixelio

13.10.2009

Yorgunum ben:(((

Çok yorgunum..

Ìstanbul´dan döndüğümden beri biriken işlerle ve hasta bir çocukla uğraşıyorum.

O kadar hasta ki, makineli tüfek gibi, gece gündüz öksürüyor.

Bu gün kendimi iş yerine zor attım.

Patron duymasın ama iş yerine dinlenmeye geldim, bu dünyada iş yerine dinlenmeye gelen tek insan benimdir herhalde (eee normal değilim diye söylemiştim ben size:)))

28.09.2009

Ya hepsi, ya da hiç birisi...

Kıyıları azgın dalgalarla döven,
Denizim ben.


Nehirleri taşıran,
Yağmurum ben.


Yüzünü okşayan,
Güneşim ben.


Saçlarını karıştıran,
Rüzgârım ben.


Güzel kokan,
Çiçeğim ben.


Göklerin mavisinde kanat çırpan,
Kuşum ben.


Meyve veren,
Ağacım ben.


Bereket dağıtan,
Toprağım ben.


Dünyayı yakan, kavuran,
Ateşim ben.


Annesini özleyen ürkek bir,
Çocuğum ben.


Dünya durdukça yeni yaşamlar doğuran,
Kadınım ben!!!


Ben, ya hepsiyimdir, ya da hiç birisi, kimbilir??


Resim: Pixelio

16.09.2009

Kaybettim..

Televizyon; YASAK

Radyo; YASAK

Gazete; YASAK

Bloglar; YASAK


Bir haftadan beri bu YASAKlarla yaşamaktayım!! Geçen hafta Ìstanbul`da olanlardan sonra geçirdiğim sinir krizlerinin sonucu bu; bütün bu yukarıda saydıklarım bana YASAK!!


Şeker hastasıyım, çok üzüldüğüm, strese girdiğim zamanlar şekerim bir çıkıyor, bir düşüyor. Geçen hafta Televizyonlarda, Gazetelerde ve Bloglarda gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım beni çok üzdü. Ağlama ve sinir krizlerinin sonucuysa bir yükselen, bir düşen kan şekeri. Bir haftadan beri sakinleştiricilerle sinirlerimi yatıştırmaya çalışıyorum.


Bu olaylardan önce yalnız sokağa çıktığımda şöyle düşünürdüm: “Eğer şekerim düşerse (şekerim düşünce elim-ayağım tutmuyor, dilim pelteleşiyor, konuşamıyorum ve bayılacak duruma geliyorum. O an birinin bana ya şeker yedirmesi, ya da şekerli bir içecek içirmesi gerekiyor) ve ya başıma bir şey gelirse nasıl olsa yardım eden birileri bulunur!” derdim. Ama bu olanlardan sonra bu umudumu kaybettim. Anladım ki, insanlar birilerinin başına bir şey geldiğinde yardım etmeyi değil, o insanların parasını, pulunu, eşyasını çalmayı, yağmalamayı düşünür olmuşlar.


Bu yaşıma kadar sevdiklerimden, yakınlarımdan yediğim kazıklara rağmen yitirmediğim, umudumu, güvenimi yitirmeme sebep oldu gördüklerim, okuduklarım. Sonbaharda dökülen yapraklar gibi döküldü, kayboldu güvenim ve umutlarım. Dallarına kar yağmış, yaprakları buz tutmuş ağaçlar gibi kalakaldım.


Biliyorum herkes onlar gibi değil, iyi ve yardımsever insanlarda var, ama anladım ki onlar o kadar azlar ki!! Başımıza bir şey geldiğinde bu iyi insanlardan birine rastlamak, lotoda altılıyı tutturmak kadar imkânsız olmuş. Yazık, insanlığın, hele hele yüzyıllardır, yardımseverliğiyle, misafirperverliğiyle ünlenmiş Türk milletinin düştüğü bu durum çok canımı acıtıyor.


Ínsanlık adına olan bütün umutlarımı, güvenimi yeniden kazanmak, çoğaltmak, büyütmek için büyük bir emek ve çaba sarfetmem gerekecek….


Beni arayan, soran, merak eden arkadaşlarıma çok çok teşekkür ediyorum. Sizler benim UMUDUMsunuz. Sizlerin varlığı bana, daha her şeyin kaybolmadığını, hâlâ bu dünyada güzel ve iyi insanların olduğunu gösteriyor.


Ìyiki varsınız, iyiki sizleri tanımışım. Sizleri çok ama çok seviyorum.


Hepinize kucak ve yürek dolusu sevgiler gönderiyorum.



Resim: Pixelio

7.09.2009

Bu günlerde..

Bu günlerde…

Balık olup yüzesim,
Kuş olup ötesim,
Rüzgâr olup esesim,
Yağmur olup yağasım,
Şimşek olup çakasım,
Kelebek olup uçasım,
Irmak olup çağlayasım,
Gül olup kokasım,
Kadın olup kaçasım,
var!!

Ne olacağıma karar veremeyecek kadar karışığım anlıyacağınız…


Resim: Pixelio

19.08.2009

Uyku/suzluk:)

Şöyle kocamaaaaan bir alan düşünün, düşündünüz mü, şimdi o alanın içine yüzbinlerce ayrı dilden konuşan, hiç ama hiç susmayan insanlar doldurun, doldurdunuz mu, hah işte o alan benim beynimin içinde.

Allahım 3-4 haftadır, gece gündüz dur durak bilmeden, hiç susmaksızın ayrı dilden konuşan bir sürü insanla dolu kafamın içi, ne yapsam susturamıyorum.

Hani birinin olsun ne dediğini anlasam, yok anlamıyorum ki, bilmediğim bir dilden anlatıp duruyorlar. Gece uykudan uyanıyorum, tabii her on-onbeş dakikada uyanılan uykuya uyku denirse, hâlâ kafamın içindekiler cümbür cemaat sohbetteler.

Susun bi ya, susun, susunda uyuyayım yaaa!!! Uykusuzluktan yıkılıp kalıcam bir yerlerde!!

Horrhrhhrhrrhhr, horrhrhrhhrhrhrh!!

Bu gün buralarda masasının başında uyuyan bir kadın görürseniz, lütfen bağırıp-çağırmadan, kornaya basmadan, iteleyip-kakalamadan, yumuşacık ve sakince uyandırmanız rica olunur!

Resim: Pixelio

14.08.2009

Kendimle konuşmalar*

Yazasım yok (Yazdım)

Okuyasım yok (Okudum)

Yemek yapasım yok (ooo dünden yaptım bile)

Temizlik yapasım yok (belki birisi insafa gelirde yapar, (daha çooook beklersin Belgin sen))

Çamaşırları yıkayasım, asasım, ütüleyesim yok (çıplak gezmek istemiyosan yapıcaksın)

Televizyon bakasım hiç yok (Ìçim daralıyo bee)

Yiyesim yok (Yeme işte, zayıflarsın belki)

Ìçesim yok (aaaa işte bu olmadı, kızıcam ama haaa)


Daha başka bir şeyde yapasım yok:)
Uykusuzluktan mı, yorgunluktan mı, bezginlikten mi bilemedim,
bildiğim tek şey aklıma hiçbir şeyin gelmemesi:(
Şu yukarıdaki resimdeki gibi bir yatak bulup yatmalı, görünüşü
güzel ama rahat olduğundan pek emin değilim:)
Bu durumun ne kadar süreceğini de bilmiyorum…


Bekleyelim bakalım, elbet bir gün değişir:)


Not: *Yazı başlığını Mayadan çaldım:D

11.08.2009

Tanıdık Dünyalar

Kitaplar benim en yegane dostlarım, okumayı öğrendiğimden beri, her gün okumadan edemem. Almanya`ya geldikten sonra, yalnızlıktan, dil bilmemezliğin verdiği zorluklardan kurtulmak için olsa gerek, okuldayken bile her teneffüste burnumu kitapların içinden çıkarmazdım. Şimdiye kadar okuduğum kitapların sayısını dahi hatırlamıyorum.

Bu günlerde bir şeyin farkına vardım, ne zaman gerçek yaşam beni sıksa kendimi kitaplarımın içindeki dünyalara atıyorum. Ama bunlar yeni kitaplar değil, severek okuduğum, bildiğim dünyalara atıyorum kendimi. O kitabın içindeki dünya, sevdiğim ve sonucunun iyi bittiğini bildiğim bir dünya. Kahramanları ise, beni sarıp sarmalayan eski dostlar.

Şimdilerde yine, Harry Potter, Midye Arayıcıları, Yeryüzü çocukları gibi defalarca severek okuduğum kitapların içindeki dünyalara kaçıyorum ben. Bir koca karton okunmamış kitaplarım olsa da, benim yeni dünyalara açılmaya cesaretim yok bu sıralar.

Bu durum normal mi, yoksa ben mi arızalıyım (sanki arızalı olduğunu bilmiyorsun Belgin, hııh) , bilemedim:) Merak ediyorum, bazen sizede olurmu böyle?

Resim: Pixelio

27.07.2009

Sünger


Neler hissettiğimi,


neler düşündüğümü,


kendim bile bilmiyorum,


kendim bile anlamıyorum,


düşünüyormuyum onu da bilmiyorum,


kafamın içinde sanki beyin yok,


beyin yerine kuru bir sünger var,


hiçbir şey almıyor,


hiçbir şey düşünemiyor,


hiçbir şey anlamıyor,


hiçbir şey hissetmiyor!!


Her söylenene ağlayan,


her bakışa alınan,


kuru buluttan nem kapan,


öylesine kuru bir sünger işte kafamın içindeki…


Resim: Pixelio

23.07.2009

Teşekkür

Can dostlarım, kardeşlerim, ilginizle, sevginizle, dostluğunuzla, uzattığınız ellerinizle bana ne kadar yardım ettiğinizin, yaşama gücü verdiğinizin farkındasınız mutlaka. Buraya bıraktığınız yorumlarınızı ağlayarak okudum.

Bu kadar dostlarım olduğunu, bu kadar sevenim olduğunu tahmin etmiyordum. Bu zamanda, hiç tanımadığı birine karşılık beklemeden sevgi verebilen, ilgi gösterebilen bu kadar insanın olması beni inanılmaz mutlu ediyor. Mailleriyle, telefonlarıyla beni yalnız bırakmıyan, arayan-soran arkadaşlarıma minnettarım.


Herşey için hepinize çok teşekkür ediyorum. Bu hastalıktan tez günde kurtulursam, inanın bunda sizlerin payı çok büyüktür.

Önerdiğiniz yöntemleri yapmaya çalışacağım, ilaçlarımı kullanmaya başladım.

Sevgili Absalom, yardım teklifin için çok teşekkürler, ama ne yazık ki yurt dışındayım. Burada daha önce tedavi gördüğüm Doktoruma gidicem. Yinede çok teşekkür ediyorum.

Sizlerin hakkını nasıl ödeyebilirim, onu da bilmiyorum, elimden sadece teşekkür etmek geliyor.

Çok çok sağolun.

Hepinizi çok seviyorum.

Bu çiçeklerde size benden küçük bir hediye olsun:)

Yarış


Kim kazanacak bu yarışı?

Aydınlık mı, karanlık mı?

Nasıl bir insanım ben?

Ìyimiyim, kötümüyüm?

Dostmuyum, düşmanmıyım?

Hayalmiyim, gerçekmiyim?

Varla yok arasında gezen gölgemiyim?

Nasıl bir insanım ben?

Ínsanmıyım?


Resim: Pixelio

21.07.2009

Depresyon

Sekiz yıl önce küçük cadımın doğumundan sonra, zaten genetiğimde var olan, kendini zaman zaman gösteren ama doğum sonrası hormon karışıklığınında katılmasıyla son derece şiddetlenen bir depresyona yakalanmıştım.


Eşimin işsiz kalması, evde buluğ çağını çok zor geçiren bir kız çocuğu ve bakılması gereken bir bebekte olunca, temelli diplere vurmuştum. Üzerine birde yalnızlık, hastalığımı ve beni kimsenin anlamaması eklenince, yaşam benim içim çekilmez bir hale gelmişti. Bir yıl boyunca bütün çabalarıma rağmen kendimi kurtarmayı başaramamıştım.


Bir gece kendimi intiharın kapısında buldum, sonrada kendi kendime, „“Küçücük bir bebeğin, daha yetişmemiş, kendini kurtarmamış kızın var, onları bırakıp nereye gidiyorsun!“ demiş, sabah kendimi ev doktorumuzun kapısına zor atmıştım.


Gönderdiği Psikoloğun verdiği ve üç yıl süren ilaç ve konuşma tedavisiyle kurtulmuştum bu hastalıktan. Meğer kurtulduğumu sanmışım.


Bu hastalık insanda yaşama zevki diye bir şey bırakmıyor, ne yemekten, ne içmekten, ne okumaktan, ne yazmaktan, hiç bir şeyden zevk almıyorsun, gözün hiç bir şeyi görmüyor. Sanki başın devamlı bir karabulutun içinde ve sen ondan başka hiç bir şeyi görmüyorsun. En çok sevdiğin varlıklar bile sana bir yük gibi geliyor. Hayattaki en basit şeyler, banyo yapmak, tuvalete gitmek, birisine selam vermek bile insana inanılmaz bir yük gibi geliyor. Yataktan kalkmak ve soluk almaksa dünyadaki en zor ve en ağır iş.


Bir kaç haftadan beri yine ara ara beni yoklamaya başladığını fark ettim. Ama artık ilaç kullanmak istemiyorum, yine o karanlık, suni günlere dönmek istemiyorum.


Devamlı gözü yaşlı, her ota b.ka ağlayan halimden nefret ediyorum. Bu hastalık sadece beni etkilese neyse ama çevremdeki insanlara, ailemi de çok kötü etkiliyor, onlara böyle bir şeyi yaşattığım ve onlara yük olduğum içinde kendimden nefret ediyorum. Onlarında hayatını karartmaya hakkım yok.


Derdimi anlattığım insanların beni anlamaması, sen bir pesimistsin, her şeyi çok kara görüyorsun, hadi biraz sık dişini, bırakma kendini, biraz dışarıya çıkalım, temiz hava iyi gelir, gibi beni ve hastalığımı ciddiye almayan lafları beni çok üzüyor. Birde insana deli muamelesi yapmaları yokmu, işte o beni bitiriyor.


Sanki elimde olsa yapmayacağım. Kalp krizi geçirmiş ve ya iki bacağını bir kazada kırmış birinede aynı tavsiyeleri yaparlarmıydı? Bedeninde olan yarayı, ağrıyı, yani gözle görülen acıları ciddiye alıyorlarda, neden ruhumuzda olan acıları kimse ciddiye almıyor.


Benim elimde olsa, ben istermiyim bütün bunları yaşamak.


Ama biliyorum, ben bu hastalığı bir kere yendim, sizlerin yardımıyla yine yeneceğim, yeniden başaracağım, başarmak zorundayım!


Yine güneş doğacak ve hayatımı aydınlatacak!


Canlarım, bana yalnız olmadığımı, yanımda olduğunuzu ve sevginizi hissetirdiğiniz için sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır. Sizleri de üzdüğüm için lütfen kusura bakmayın. Iyiki varsınız, sizleri çok seviyorum!!



Resim: Pixelio

19.07.2009

Biraz ara...

Yendiğimi ve ondan temelli kurtulduğumu sandığım hastalığım bütün şidettiyle beni yine kollarına aldı. Içimde kara bulutlar, bedenim kırgın, ruhum sürekli ağlamaklı; DEPRESYONDAYIM!!



Resim: Pixelio

1.07.2009

Yağmur

Dün bütün gün burada yapıs yapış, bunaltıcı bir hava vardı. Akşam paydosa 45 dakika kala yağmur başladı, bende arabasız işe geldiğimden, yürüyerek eve dönmek zorundaydım. Aldım şemsiyemi çıktım yola, uzun zaman olmuş, yağmur altında yürümeyeli, unutmuşum yağmurun çıkardığı sesin insana ne kadar büyük bir huzur verdiğini.

Her ne kadar ıslanan terliklerle yürümek zor olsada, yürümeye devam ettim. Bizim sokağa geldiğimde, yağan yağmurun kokusuna bir de Ihlamur ağaçlarının kokusu eklenince, yürümek benim için çok daha keyifli oldu.

Egenin sıcaklığında geçen çocukluğum geldi aklıma. Bizler, bizim mahallede hepimiz bir kaç yaş arayla hemen hemen 10-15 çocuktuk. Büyüklerin küçüklere abilik, ablalık yaptıkları, birbirini koruyan ve hemen hemen hiç ayrılmayan bir guruptuk. Bütün yaz tatilimizi dağda, tepede koşarak, tepedeki kimsenin bakmadığı ama bir o kadar da güzel olan ağaçlıktan incir, erik, armut, badem çalarak, içinde su birikmesi sağlanarak, ağaç sulamakta kullanılan, küçük havuzların içinde debelenerek geçen günler geldi aklıma.

Bizim oralara yazları pek yağmur yağmazdı, ama kırk yılda bir yağarsa, hepimiz sokağa dökülürdük. Büyüklerimiz ne kadar kızsa da, dinlemezdik onları, atardık kendimizi yağmurun altına, başlardık elimizle, ağzımızla yağmur damlalarını yakalamaya. En büyük keyiflerimizden biriside, koşarak su birikintilerinin içine hoplayıp, biriken suları sıçratarak yanımızdaki arkadaşlarımızı ıslatmaktı. Çıplak ayakla bu su birikintilerinin içine hoplamaktan aldığımız zevk, attığımız çığlıklardan belli olurdu. Galiba çocukluğumun en büyük zevki, özgürce yağmurda ıslanıp, üstümü başımı batırmaktı:)

Ìşte dün yağmurun altında yürürken, bütün bunlar geçti aklımdan. Şimdi büyük şehirlerde yaşayan çocuklar geldi aklıma, içim acıdı onların robotlaşmış çocukluklarına, onlara çocukluğumun günlerinden sadece birini yaşatmak, tattırmak için neler vermezdim.

Bazen sihirli değneğiyle, büyü yapabilen gerçek bir masal cadısı olmadığıma hayıflanıyorum. Ne kadar isterdim, şimdiki çocuklara o özgür ve çılgın geçen çocukluk günlerimden birini yaşatmayı, tattırmayı…


Resim:
Pixelio

25.06.2009

O













Ben ben değilim bu sabah,
Ruhum bedenimden ayrıldı,
Bedenim yürümeye devam etti.
Ruhumsa…
Gelinciğin kırmızısında,
Papatyanın beyazında,
Lavantanın morunda,
Kuşların cıvıltısında,
Yaprağın üzerindeki uğur böceğinde,
Güneşin yeni doğan ışıklarında,
Ihlamur ağaçlarının kokusunda,
Akan Nehrin suyunda,
Esen Rüzgârda,

Gökyüzünün mavisinde,
Burnumda,

Tenimde,
Ciğerlerimde,
Gözlerimde,
O´nu

Kokladı,
Hissetti,
Soludu,
Gördü!!
Dilimse..

binlerce kez ŞÜKRETTi…

Gününüz GÜZEL,
Ruhunuz HUZURLU,
Bedeniniz SAĞLIKLI olsun!
Gönlünüz SEVGI ve NEŞE dolsun:)



Resim: Pixelio

10.06.2009

Bu sıralar..

Hiç okuyasım, yazasım yok bu sıralar
Hava bulanık, ben bulanık
Hayat altüst, ben altüst
Şu kuş gibi hayata tepeden bakasım var
Bekleyelim bakalım….

Resim: Murat Kaya

19.05.2009

Aklımdan geçenler

Her sabah işe giderken arabayla geçtiğim yoldan, bu gün yürüyerek geçerken yolun kenarındaki Gelincikleri fark ettim, halbuki oradan her gün geçiyorum, görmemişim, fark etmemişim onları.

Hızla arabayla geçerken bu güzelleri fark etmediysem, görmediysem, bu hızlı yaşadığımız hayatta, ona buna dalıp daha ne kadar güzellikleri fark etmedim, onları görmeden geçtim, ıskaladım diye düşündüm bir an.

Hani bazen, OT gibi yaşıyoruz deriz ya, galiba biz ondan da kötü yaşıyoruz, otlar hiç olmazsa güneşin, yağmurun, rüzgârın, böceklerin, kelebeklerin farkındadırlar, kısacası onlar bile çevrelerinin farkındadırlar, ya bizler, bizler neleri kaçırıyoruz bu hayat denen koşturmacanın içinde…


Resim: Pixelio

4.05.2009

Yaşamak güzel


Yaşamak güzel ve ben tam ortasındayım:)






17.04.2009

Azad

Bu çıkıp giden kışla beraber, bütün acılarımı, bütün kötü anılarımı azad ettim. Onlarla vedalaşıp, başka diyarlara yolculuk eden kara bulutların ucuna taktım onları, çekip gitsinler diye.

Anılarımın artık keskin kenarları yok, törpülenmiş, yusyuvarlak olmuşlar, dokununca canımı acıtmıyorlar artık. Bende uyandırdıkları his artık büyük bir „Neden“ değil, çünkü nedenini anladım. Onlar benim büyümem, gelişmem ve olgunlaşmam için, benim bu günkü BEN olabilmem için gerekliydiler. Onlara uzun zaman her dokunuşumda canımın yanması bundandı. Daha büyüyüp nedenlerini anlayıp, affedememiş olmamdandı canımın onlara dokundukça yanması.

Bu kış artık onların varoluş nedenlerini anladım, onları affettim ve azad ettim, kendimle barışma yolundayım. Ìnsanın yıllarca kendine küs yaşaması ne zor işmiş meğer. Bu demek değil ki onları unuttum.

Hayatımdan gidenleri, gitmek isteyipte gidemeyenleri, gittikleri halde unutamadıklarımı, benim sıkı sıkı sarılıp bırakamadıklarımı, bıraktım, gittiler. Bende ise sadece silinmeye yüz tutumuş izleri kaldı. Ìnanıyorumki, bu izlerde zamanla iyice silikleşip, kaybolacaklar. Anladım ki öfkeyi, kızgınlığı yüreğimde tutmak, sadece ve sadece bana acı veriyor, beni yaralayanlara, bende bu kötü anıları bırakanlara bir şey olmuyor. Bahar temizliğiyle beraber içimi de, dışımı da temizledim. Eskileri attım, onların yerine daha güzel, daha taze, daha mutlu anılar koyabilmek için, yer açtım yüreğimde.

Şimdi kendimi daha hafif, daha mutlu hissediyorum. Sevdiklerimle, beni sevenlerle birlikte hayatta olmanın, sağlıklı olmanın, yaşamanın tadını çıkarmanın tam zamanıdır.

Bana kendimi ve canımı yakanları affetme ve azad etme olgunluğunu veren Rabbime sonsuz şükrediyorum.

Resim: Pixelio

11.04.2009

Sözcüklerdeki Tılsım


Bazı insanlar vardır, hayatımıza girerler ve hayatımıza sadece bir kaç kelimeyle dokunurlar. Ve ondan sonra artık hayatımız, bir daha bu dokunuştan öncesi gibi olmaz, olamaz.

Bu dokunuş, belki bizim hayatımızda takip edeceğimiz yolu değiştirmemizi, daha iyi bir insan olmamızı sağlayabilir.

Geriye dönüp baktığımızda, her hangi bir zamanda, her hangi bir şekilde, birilerinin hayatımıza bu şekilde dokunduğunu görebiliriz.

Yaşamımızdaki çoğu değişikliklerin, bu dokunuşlarla başladığını ve böyle özel bir insanın, muhakkak hayatımıza girdiğini ve bizde izler bıraktığını, hatıralarımızda da olsa, görebiliriz.

Bu insan, belki hayatımızda ilk defa gördüğümüz ve ondan sonra bir daha hiç görmediğimiz bir insan olabilir ve ya bir yakınımız, arkadaşımız olabilir. Bu insanlar belki bu dokunuşlarıyla, bizim hayatımızda neleri değiştirdiklerinin farkına bile varmamışlardır.

Belki biz kendimizde, başka birileri için böyle bir insan olmuşuzdur ve ya olacağızdır. Bu nedenle, birine bir şey söylemeden önce, sözlerimizi iyice tartıp, ondan sonra söylemeliyiz.

Sözlerimizle ve ya küçücük bir dokunuşumuzla, insanların hayatlarına, iyi ve ya kötü bir yön verdiğimizi düşünürsek, sözlerimizi daha ince bir süzgeçten geçirmeliyiz.

Şimdi düşünüyorumda, benim hayatımda böyle özel, bir çok insan oldu ve iyi ki de oldu.

Bende kırkiki yıllık ömrümde, eğer kelimelerimle ve ya davranışlarımla, başka birisinin hayatında, iyi bir iz bırakalbildiysem ve ya hayatına iyi bir yön verebildiysem, ne mutlu bana.

Unutmayalım, bazen yerinde söylenen, küçücük bir kelime, büyük şeyleri değiştirebiliyor ve büyük izler bırakabiliyor.

Sevgilerimle


Resim: Pixelio