RSS

14.02.2009

Köprü

Köprü kurmak olmalıdır Ínsan gibi Ínsan olanların en büyük ideali.

Kötüden → Ìyiye
Acıdan → Tatlıya
Gençlikten → Yaşlılığa
Yokluktan → Varlığa
Kinden, nefretten → Sevgiye
Çocukluktan → Yetişkinliğe
Hamlıktan → Olgunluğa
Koşuşturmaktan → Dinginliğe, Huzura
Karanlıktan → Aydınlığa

Köprü kurmak olmalıdır Ínsan gibi Ínsan olanların en büyük ideali, yıkmak olmamalıdır Ínsanlık, kurulmuş köprüleri.
************************************************************************************
Aşağıdaki hikâyeyi
Ilkayınmekanin da buldum ve çok hoşuma gitti, sizlerle paylaşmak istedim.

Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.


İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar. Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı.
Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.

Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz

çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi :

- "Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim", dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm." Büyük kardeşin aklına o an bir "iş" geldi.

- "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti. "Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var."

İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu :

- "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı :

- "Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir", dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım."

Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi. "Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum" , dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın".

İş arayan usta, başını salladı:

- "Sanırım durumu anladım, efendim", dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım.

Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu.

Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.

Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu. Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı.

Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :

- "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin", dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel..." Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar.

Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.

- "Gitme, dur, bekle?" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde..." Usta gülümsedi :

- "Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek", dedi ve ekledi : "Yapmam gereken daha çok köprü var..."
*****************************************************************************************************************
Sevgi ve Hoşgörüyle daha bir çok Köprüler kurmamız umuduyla hepinizin Sevgililer gününü candan kutluyorum.

Sevgiyle kalın

8 Kişi ses vermiş:

sufi dedi ki...

Canım Cadım;
Köprüler kurmak ve hatta kendin köprü olmak gelip te geçsinler üstünden diye; işte hayatını cennete döndürecek sihirli formül.Seni seviyorum, dilek.

Belgin dedi ki...

Bende seni seviyorum özümün canani.
Belgin

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Köprü ne kadar çok anlamlarla yüklü bir kelime değilmi? dolu dolu yazmışsın sende zaten, bu güzel paylaşımın için çok teşekkürler.
sevgiler.

Adsız dedi ki...

Merhaba Belgin,bizim tarihimizde de 'köprü'
ler çok önemli bir anlam taşır.Büyük islam
mimarlarımız bu boyutta çok önemli eserler
kazandırmışlardır.İşin diğer önemli unsuruda,
insanlar arasındaki sevgi ve iletişim aracı
olmalarıdır.Köprü,sevginin yanısıra insanların birbirine kavuşmasını,kucaklaşmasınıda simgeler.Bunun çok güzel örneğini zaten yazınızda vermişsiniz.

Geleneklerimiz maalesef unutuluyor.Bırakın normal günleri,bayram,yılbaşı gibi özel günlerde bile iadei ziyaretler yapılmıyor.Çok
yazık...İnsanlar büyük şehirlerden kaçıyor.

Almanya'da yaşayan bir blogcu arkadaşımız vardı.Blog formatı başka olmasına rağmen,
yıllarca bana ve arkadaşlarıma bağrını açtı.
Düz yazılarımızı yayınladı,sağolsun...İşte
böyle vefalı insanlarımız da var.Artık onu
daha fazla sıkmamak için ender yorum bırakıyoruz...

Yazılarınız hayatın içinden,sizi izlemek büyük bir keyif.Lütfen daha sık yazınız.
Paylaşımlarınız için teşekkürler,Sevgiler....
Ayşegül

Belgin dedi ki...

Sevgili Aysegül istersen sende bir blog acabilir, sende yazabilirsin. Beni de sevgili Yildizyagmurlari tesvik etmisti, önce yapamam diye cok korktum ama yavas yavas oluyor gibi. Daha cok acemiyim ve insanin kendisini ve düsüncelerini baskalarina acmasi gayet zor. Ama güzel tarafida sizin gibi güzel insanlarla tanismak.
Sevgiler

Bekir Birincioglu dedi ki...

Etkileyici bir hikaye ve ilginc fakat gercek olan "et tirnaktan ayrilmaz" sözü tam yerinde olur sanirim :-)
Saygilar

birdutmasali dedi ki...

okadar severimki bu hikayeyi. 3 yıl önce bir mail olarak gelmişti.. halada saklarım..
DİLERİM HEPİMİZ İYİ BİR ''USTA''yızdır.
ÇOK SEVGİLER CANIM..

Belgin dedi ki...

Hosgeldin sevgili Nunu,
degilsek bile iyi bir "Usta", olmaya calismaliyiz diye düsünüyorum.
Sevgiler

Yorum Gönder

Kaynayan Kazana sizde bir şeyler atın:)