RSS

1.12.2008

Takintilarim

Dünya Tatlısı, biricik Ìncegülüm beni Mimlemiş de bir de dikkat et mahalleli duymasın demiş. Duysunlar be gülüm, duysalar ne yazar zaten hiçbiri Türkçe bilmiyor ki! :-))

Gülüm hadi Belgincim, bize „Takıntılarını ve Uyuz olduğun“ şeyleri anlat demiş. Ìsteğin canım, başım üstüne bitanem. Başlayalım o zaman.

Ben de Ìncegülüm gibi biraz Tertip-Düzen hastasıyım; Eh bizim ortanca cadıyla, kücük cadıda da bunların ne „T“si, ne de „D“si olduğundan, bizim evde hemen, hemen hergün savaş çıkıyor.

Ortanca cadının Tencereyi yıkamamak için, her zaman Tencerenin içinde bir-iki kaşık yemek bırakmasına deli oluyorum. Sanki o Tencereyi gene ben ona yıkatmayacağım (hee, hee).

Bu cadıların bir de aldıklarını yerine koymamak gibi bir halleri var. Sonra bir de aradıklarını bulamayınca bana soruyorlar ya, işte o zaman bunları bir çuvala koyup, dövesim geliyor. Hele benim küçük cadının: Anneee, kalemim nerde, annee silgim nerde diye sorması yokmu, sanki okula giden ben, kalemi-silgiyi kullanan ben. Ìşte o an ünüm çıktığı kadar bağırasım geliyor (bazen de yapıyorum, ne yapayım). Yoksa çıldırmak işten değil.

Eşimin ve çocukların buzdolabını açıpta, sanki üstlerine atlıyacakmış gibi duran Tereyağını, Peyniri görmeyip: Belgiiiin (Anneee) şu nerde, bu nerde diye sormalarından sonra, onları buzdolabının içine tıkıp, kapısını kilitlememek için kendimi zor tutuyorum.

Bize yük getiren ve ya yük almaya gelen Kamyon şoförlerine gidecekleri yeri, gözlerinin icine bakarak üç defa anlattığım halde, mesela önce sağa, sonra sola döneceklerini söylediğim halde, düz gidip, çıkmaza girip, manevra yaparken etraftaki Binalara veya Arabalara zarar verdiklerinde, Ehliyetlerini hangi Katalogdan ısmarladıklarını merak etmiyor değilim.

Duvarda yamuk duran Resimler, masanın üzerinde karışık duran evraklar, kaymış Buzdolabı örtüleri bana bağırarak evden kaçma isteği verir.

Yerlere tüküren, sümküren veya çöp atan insan kılığındaki, iki ayaklı AYI´lara tükürdüklerini, sümkürdüklerini ve attıklarını kendilerine yedirmek isterim.

Söylediği Tarih´de ve Saat´te gelmeyenleri Main nehrine atasım gelir.

Misafirliğe geldiklerinde kendilerine ikram edilenleri: Ben perhizdeyim, almayayım deyip, sonra da masanın üstünü boşaltanlara çok bozuluyorum! Ya yiyeceksin işte, niye nazlanıyorsunki?

Evlerinde çocuklarının hiçbirşeyi ellemelerine izin vermiyen süper annelerin, gittikleri yerde çocuklarını „Saldım bayıra, Allah kayıra“ diye boş bırakıp, hiç ilgilenmediklerinde, o zaman onların saçını, başını yolmamak için kendimi zor tutarım.

Ütü yapmaktan, ceket giymekten ve hele hele çorap giymekten nefret ederim. Sıfırın altında 10 derecede bile çorapsız gezebilirim. Bunun için Ìlkbahar ve Yaz mevsimlerini daha çok severim.

Saçı, başı dağınık, yırtık-sökük kıyafetlerle dolaşan gençleri boğasım geliyor, sanki elleri-kolları yok, sıpaların.

Eh galiba bu kadar yeter, yoksa daha böyle onlarca, yüzlerce şey yazabilirim.

Gevezem, Dilekciğim bir de siz anlatın bakalım, ne gibi Takıntılarınız var, nelere uyuz oluyorsunuz.

2 Kişi ses vermiş:

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sevgili Belgin, her satırına katılarak ve gülümseyerek okudum takıntılarını ama asıl anlatımının sıcaklığı samimiyeti sardı beni desem daha doğru olur. Şimdi de sıra bende demek, hemen aldım yazıyorum.
Sevgiyle kal..
Ve seni aramızda kendi blogunla görmekten çok memnunum..;)

Belgin dedi ki...

Dilekcigim, canim kardesim benim blog acmama sebep oldugun ve bunu aklima soktugun icin asil ben sana Tesekkür ederim.
Tatli cadini ve seni öpsem kabul edermisin.
Sevgiler

Yorum Gönder

Kaynayan Kazana sizde bir şeyler atın:)